NEDEN YAŞLANIR VE ÖLÜRÜZ ?  

                                                                                                                                    TÜBİTAK  BİLİM VE TEKNİK/ KASIM-2013

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

              Yaşlanma her ne kadar evrenin tümünde gerçekleşen birsüreç olsa da “neden yaşlanıyoruz”sorusunun hâlâ cevaplanamamış olması hayli şaşırtıcı. Pek çok biliminsanı yaşlanmanın hücrenin oluşumunda rol alan moleküllerde-örneğin protein, lipit, nükleikasitler (DNA ve RNA)- meydana gelen hasarların bir sonucuolduğunu düşünüyor.Zarar gören moleküllerin sayısı arttıkça hücre fonksiyonları yavaşlar, dokuve organlar zarar görmeye başlar.Bu sorunlar organizmanın ölümüne yol açar.

              Moleküllerde meydana gelen hasarlar genetik ya da harici kaynaklı olabilir. Örneğin vücudun her noktasına yayılan kan damarları sayesinde bütün hücrelere ulaşabilen oksijenin, hücrenin ihtiyacı olan enerjinin üretilmesinde anahtar rolü vardır. Ancak hayli kararsız ve tepkimeye girmeye eğilimli maddelerin oluşmasına sebep olarak,biyolojik moleküllerin pek çoğunun yapısının bozulmasına da neden olabilir. DNA’nın kopyalanması sırasında meydana gelen hatalar ya da dış kaynaklı,örneğin güneş ışınlarından kaynaklanan DNA mutasyonları da önemli sağlık sorunlarına neden olmanın yanı sıra hücre yaşlanmasına katkıda bulunur.Hücre bölünmesinin yavaşlamasının da yaşlanmayla ilişkili olduğu düşünülüyor.Kromozomların ucunda bulunan ve kromozom-ların birbirine yapışmasını önleyerek genetik bilginin korunmasını sağlayan telomerler (DNA dizilerinin bir bölümü) her hücre bölünmesi sırasında kısalır, vücut hücrelerindeki telomerlerin boyu çok kısaldığında hücre daha fazla bölünemez. Örneğin bir kan hücresindeki telemorler başlangıçta8000 baz çiftine sahipken yaşlandıkça bu sayı 1500’e kadar düşebilir.