BASINDAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

OMEGA-3 haplarını boşuna mı alıyoruz?

Bilim Teknik 11.06.2010

Bugüne dek omega-3 yağ asitleri destek hapları, kalp ve damar hastalıklarını önlediği, bilişsel yeteneği güçlendirdiği, depresif eğilimleri azalttığı gerekçesiyle herkese tavsiye ediliyordu. Fakat son yapılan araştırmalar omega-3 yağlarının hiç de düşünüldüğü kadar etkili olmadığını gösteriyor. Bunların tek kanıtlanmış somut yararı fetüsün gelişimi sırasında beyin ve gözlerin oluşumunda oynadıkları kritik rol ile sınırlı. Bunun için de destek almaya gerek yok; doğal beslenme yoluyla karşılanabiliyor. Reyhan Oksay

Omega-3 hapları ilk kez 1980’li yıllarda piyasaya çıktı. 30 yıl sonra bile popülaritesinden bir şey kaybetmemesi, yararlarıyla ilgili iddiaların doğru olduğu inancının pekişmesine yol açıyor. Ancak son çalışmalar, bu iddiaların sorgulanmasını gerekli kılmakta.

Omega-3, çeşitli uzunluklardaki karbon atomu zincirlerinden oluşan yağ asidi ailesine verilen bir isim. Bunlar insan vücudu içinde üretilemez, dolayısıyla yiyeceklerden alınması gerekir. Üç tanesi insan sağlığı açısından çok önemli. Kısa-zincir alfa-linolenik asit (ALA) özellikle yeşil yapraklı sebzelerde bulunan çok önemli bir molekül. Başlıca ceviz, keten tohumu, kanola, soya yağı, brokoli ve yosunda bulunur..

Tüm memeliler bu öncü molekülü, EPA (eikosapentaenoik asit) ve DHA (dokosaheksaenoik asit) olmak üzere iki önemli, uzun zincirli akrabalarına dönüştürürler.

DHA, insan sağlığı için yaşamsal bir önem taşır, beyin ve retinada olduğu gibi farklı tipte hücrelerin zarlarında bulunur. EPA’nın anti-enflamatuvar etkisi var. İnsanlar ALA’nın %5 ve %10 arasındaki bir oranını EPA’ya, ALA’nın %4’ünden azını DHA’ya dönüştürür. DHA ve EPA ayrıca, başta deniz ürünleri olmak üzere hayvansal gıdaların yenmesiyle doğrudan da elde edilir. Yosun da bol miktarda EPA ve DHA üretir. Ve bu yağ asitleri su ürünlerinde birikim yapar. En fazla uskumru ve ton balığı gibi yırtıcı balıklarda bulunur.

GÖRME SORUNLARI

Temel yağ asitlerinin rolü ile ilgili ilk araştırmalar 1920’li yıllarda başladı. İlk edinilen bilgilere göre yeterli ALA alamamış primatlarda DHA miktarının çok düşük olduğu görüldü. DHA’nın azlığı ise retina fonksiyonlarında anormallikler ve görme bozukluklarına yol açıyordu. Diğer semptomlar ise aşırı susama hissi, aşırı kuru saç ve cilt idi.

Nobel ödüllü bilim adamı John Vane 1970’li yıllarda prostasiklin denilen, kanın pıhtılaşmasını önleyen bir molekülün EPA’dan türetilebileceğini ortaya çıkarttı. Bu çalışma ileri çalışmaları tetikledi ve en sonunda Daan Kromhoult’un New England Journal of Medicine dergisinde 1985 yılında yayımlanan çok önemli bir makalesinde, az miktarda yense bile, balığın kalp hastalıklarına karşı koruma sağladığı ileri sürülüyordu (vol 312, p1205). Daha sonraki geniş kapsamlı çalışmalar, omega-3’ün kalp krizinin tekrarlama olasılığını engellediğini gösteriyordu.

KALP KRİZİNİ ÖNLÜYOR MU?

Omega-3’ün insanları kalp krizine karşı koruduğu giderek sorgulamaya yer bırakmayacak kadar kesinlik kazanırken İngiltere’deki East Anglia Üniversitesi’nden beslenme uzmanı Lee Hooper’ın çalışmaları, bu konuda bir kez daha düşünmeye sevk etti. Kendinden önceki geniş kapsamlı çalışmaları yeniden gözden geçiren Hooper, 2006 yılında şöyle diyordu: “Uzun zincir ve kısa zincir omega-3 yağlarının, insanları kalp-damar hastalıkları veya kansere bağlı ölümlerden kesinlikle koruduğu yolunda kesin bir şey söyleyemeyiz. Bazı insanlarda etki yaratabilir ancak bu her insan için geçerli değildir.”

İngiltere, Cardiff’teki Tıbbi Araştırmalar Konseyi Epidemiyoloji Ünitesi’nin yürüttüğü bir diğer çalışmaya göre, kalp krizi geçirmiş erkeklerin balıkyağı destekleri almaları durumunda, yağlı balık yiyen veya plasebo kullanan erkeklere göre ölme riskleri daha yüksekti. Hooper, bu çalışmanın mükemmel olmadığını ancak sonuçlarının insanları kaygılandıracak kadar dikkat çekici olduğunu vurguluyordu.

Ne var ki 2008 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) birlikte hazırlamış olduğu yağ ve yağ asitleri konusundaki ortak bir rapor, koroner kalp hastalıklarının önlenmesinde omega-3’ün katkısı olabileceğine dikkat çekti.

WHO’nun raporuna destek veren King’s College London’dan beslenme uzmanı Tom Sanders, Hooper’ın çalışmasının yayımlanmasından sonra yapılan iki büyük çalışmanın, saflaştırılmış EPA ve DHA’nın kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucu bir etkisinin olduğunu ortaya çıkarttığına dikkat çekti. Sanders, iki yıl boyunca yağlı balık yiyen veya balıkyağı desteği alan insanların ikinci bir kalp krizi geçirme riskinin %18 oranında azaldığını belirtiyordu.

FAO/WHO raporlarının hazırlanmasında danışman olan Sanders’e göre, randomize ve kontrollü deneylerde, balık yemenin veya balıkyağı destekleri kullanmanın, kalp-damar hastalıklarından herhangi bir türünü geçirme olasılığını %11 oranında azaltıyordu.

Kaldı ki Sanders de, omega-3’lerin bu koruyucu etkiyi nasıl yarattığı konusunda kesin bilgiye sahip değildi. Deneylerde balık yağı kullanıldığı için, bu koruyucu etki EPA’dan mı, DHA’dan mı yoksa ALA’dan mı, yoksa hepsinin birleşmesinden mi kaynaklandığı bilinmiyor.

Kalp-damar hastalıklarının dışında omega-3’lerin diğer yararları konusunda çok sayıda çalışma var. Ne var ki hiçbirinin sonucu kesin kanıtlarla desteklenmiş değil. Söz gelimi Maryland, Bethesda’daki Ulusal Sağlık Enstitüsü’nden psikiyatr Joseph Hibbeln, bir ülkenin tükettiği balık miktarı ile depresyon hastası sayısı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya atmıştı.

Hibbeln, Almanların yılda kişi başına 10 kg’nin altında balık tükettiğini ve halkın %5’inin depresyonda olduğunu saptarken tam tersi, Japonların yılda kişi başına 65 kg balık tükettiklerini ve toplumun yalnızca %1’inde depresyon görüldüğünü belirtmişti. Bazı bilim insanları: Depresyonun tedavisinde omega-3’ler kullanılabilir, dedi.

BEYNE GÜÇ KAZANDIRIYOR MU?

Omega-3 ile ilgili iddiaların en yaygın olanı zihinsel gücü arttırması. İngiltere’de Durhan County Council’dan Madeleine Portwood’un ve Oxford Üniversitesi’nden fizyoloji, anatomi ve genetik bölümünden Alex Richardson’ın 300 çocuk üzerinde yürüttükleri bir deneyde, deneklerden yarısına omega-3 destekleri verilirken diğer yarısına plasebo verildi

Omega-3 alan çocukların okuma, yazma ve dikkat toplama yeteneklerinde belirgin bir düzelme olduğu saptandı. Ancak destek alan çocuk grubunun yalnızca %40’ında.

Bu araştırmadan elde edilen sonuçların hiçbiri bir daha tekrarlanmadı ve ortaya tutarlı bir sağlama çıkmadı.

Geçen aylarda, iki yıl süren çift-kör, plasebo-kontrollü bir çalışmanın sonuçları açıklandı. Çalışma, omega-3’ün 70 ile 80 yaşları arasındaki 867 insanın bilişsel yeteneği üzerindeki etkilerini ölçüyordu. Omega-3 destekleri kullanan denekler ile plasebo kullanan grup arasında en ufak bir fark yoktu.

Yetişkinlerde omega-3’ler yavaş yavaş okside olur; dolayısıyla yerine konması gerekir. WHO’nun önerisine göre günde 0.25 gram yeterli. Bu dozun üzerinde destek almak yarar sağlar mı? Şu anda kalp krizinin tekrarlama riskini azaltmasının dışında, başka yararları ile ilişkin çok zayıf kanıtlar bulunduğu için, dışarıdan hap şeklinde destek almak yerine beslenme yoluyla bu desteği sağlamanın daha akıllıca.

Kaynaklar: New Scientist, 15 Mayıs 2010//www.americanheart.org/presenter.jhtml?identifier=4632

ftp://ftp.fao.org/codex/ccfl32/fl04_11e.pdf

www.healthytuna.com/health.../pregnancy-eating-guidelines .